Her şey eşimin "Tatlım ya,madem bayramda Yalova'da kalamayacağız,annemin baklavasına hasret kalacağım,bana baklava yapar mısın? demesiyle başladı...


Neee baklava mı!!! Baklava yahu bu pilav,makarna değil ki şıppadanak yapayım...Kocacığım sağ olsun çok anlayışlıdır.Ben ne zaman "Ne yemek yapayım?" desem, "Kafana göre takıl,evde ne varsa,kolayına ne geliyorsa." der.Bende her seferinde "Ama bana hiç yardımcı olmuyorsun." derim.Sen misin diyen!Adamcağızın 5,5 yıl boyunca sesi çıkmazsa,çıkınca tam çıkar işte böyle."Ay yok ben uğraşamam,benim kollarım osteopenik,ağrı girer o kadar oklava ile haşır neşir olursam." dedim ama içim fena oldu tabi.Ay sanki neymiş yani şu baklava, abarattığın şeye bak,bir çok insan yapabildiğine göre sende yaparsın.








Bayramda malum mevzu sebebi ile Lina'yı göremeyecek olan dedesi ve babaannesi bize ziyarete geldiler.Bende fırsat bu fırsat sevgili annemden (kayınvalidem) baklava yapmayı öğreneyim dedim.Kendisi harika baklava açar..Yaptık yapmasına da ben açarken kadıncağıza fenalık gelecekti.Zira eli alışık pıt pıt açıyor hamuru ben on saatte bir yufka çıkarıyorum...Neyse gelelim nasıl yaptığımıza..

Gittik malzemeleri aldık.İşte klasik un,şeker,nişasta vs.Bu her katı ayrı ayrı açılan oklava baklavası değilde merdane baklavası yapmaya karar verdik.Bunu yaparken yine her katı ayrı ayrı açıyorsun ama minik minik sonra onları birleştirip bir büyük yufka elde ediyorsun ortalama 5 adet büyük yufka çıkıyor.Bu büyük yufkalarda 5 minik bezenin açılmış hali..



Detaylı anlatıma geçersek:

Malzemeler 

Hamur İçin,

Ort. 4 su bardağı un
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 yumurta
1 çay kaşığı limon yada sirke
Hamurların yapışmaması için Buğday nişastası


Şerbet için ,

5 bardak su
3,5 bardak şeker
Kaynamaya yakın 4-5 damla limon sıkılıyor

Üzeri için,

250-300 g tereyağ 


Yapılışı:

Sıvı malzemeleri karıştırıp içine yavaş yavaş unumuzu ilave ediyoruz ben aldığı kadar un muhabbetini sevmediğim için unu koyarken ölçtüm,keşke tüm tarif yapanlar böyle yapsa.Neyse gelelim mevzumuza..Sıvı malzemeler ile devamı için tık tık 

Çiğdem yani sosyal alemde kendisini Soran Anne olarak tanıyoruz.Gönlü zengin,güzel yürekli insan bir kampanya başlattı.Aslında kampanya Elif ve Kerem'e ait ama onlar minik olduğu için vekaleten Çiğdem yürütüyor ;)

Evlerimizde sürekli nereye koysak nasıl yapsak dediğimiz kıyafetlerimiz artık değerlendirmek üzere ihtiyaç sahiplerine gidecek.Çiğdem zamanında bu işe şöyle bir çözüm bulmuş bunu çocukları şöyle anlatıyor.


Annem doğumumdan beri küçülen hiçbir kıyafetimi saklamadı.
Bu konuda etrafından eleştiri alsa da bildiğinden şaşmadı."Belki bir çocuğun daha olur, belki gene kızın olur" gibi cümleler onu "doğru bildiği" yoldan döndüremedi.Kıyafetlerim benden küçük kardeşlerime gitti. Doğduğum an beni sardıkları battaniyem dışında hemen hemen hiçbir şeyim yok "küçülen kıyafetlerimden".
Peki annemin başka çocuğu oldu mu?Evet.Artık kardeşim var ama erkek :)




Ben durumum kızımın her şeyini almaya elverişli olsa da yakın kişilerden bazı eşyaları temin ettim.Banyo küvetimizi kuzenim verdi mesela.Ağabeyimin oğlu 1 yaşına kadar bizim ana kucağını kullandı.Ben görümcemden bir çok zıbın aldım ki çocuğu 6-9 ay arası havuç suyuna geçtiğimde leke olabilecek dönem için bayağı işimi gördü.Gereksiz yere günlük zıbın alacağıma kızıma cici elbiseler,cici babetler bir ton yeni kıyafet aldım.

Yani uzun lafı kısası durumunuz el veriyorken bile paylaşmak,gereksiz yere harcama yapmamak gayet güzel bir fikirken, ihtiyaç sahiplerine yardım ediyor olabilmek çok daha müthiş bir haz.Paylaşmak rahatlamak ve manevi anlamda mutlu olmak için.Çiğdem'in tek istediği şu:


  • Kıyafetlerin temiz olması.
  • Ütü istemiyoruz.
  • Tahminimiz paketleri alan annelerde bunları bir kez daha yıkar.
  • Az defolu/lekeli kıyafetleri de yollamak isterseniz (belki boyayla oynarken giyerler) ayrı bir poşete koyup üstüne not yazarsanız seviniriz.



Hem alamayanlara destek olmak hem de evinizi rahatlatmak isterseniz.Kampanya detayları bir tık ötede


Sizde Kardeşim Giysin kampanyasına destek vermek isterseniz bu siteye uğramayı unutmayın.



Kim bir müslüman kardeşinin sıkıntısını giderirse Allah onu sıkıntı içinde bırakmaz.Hz. Muhammed (S.A.V.)

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol. Mevlana 


Çoğu insan başarıyı almak olarak düşünür;oysa başarı ,vermekle ilgilidir. Henry Ford 


Kim bunlar derseniz:burayaKardeşim Giysin Nedir derseniz:buraya
iletişim:www.kardesimgiysin.comkardesimgiysin@gmail.com
facebook için buraya (kardesimgiysin.com)
twitter için buraya (kardesimgiysin) bakabilirsiniz.

NOT:Lütfen daha fazla ihtiyaç sahibinin faydalanması için yayalım dostlar illa ki blog sahibi olması yada net kullanması gerekmez herkese duyuralım..


13:24 10
Bugün sizlere kaçmış çorabımı vede bitmiş şampuan kutusunu nasıl değerlendirerek tekrar kullanılır hale getirdiğimi göstermek istiyorum.



Şimdi de kaçmış çorabımdan yaptığım bebeğimi paylaşmak istiyorum.



Nasıl yaptığımı vede başka değerlendirme çalışmalarını görmek isteyenleri bloğuma beklerim.


  "   Nisan ayı "Otizm Farkındalık Ayı" belki kenarından köşesinden bildiğimiz ama asla yaşadıkları zorlukları tam anlamıyla kavrayamadığımız bir öykü otizm.Sevgili İrem bir kampanya başlattı o otizm ile mücadele eden bir anne ama otizm artık mücadelelerini farklı bir boyuta geçirmiş çünkü Nazım Özgün çok fazla ilerleme kaydetmiş hatta kabul edilmediği okullarda birincilik alacak derece başarılı olduğu için kendi kendine farkındalık yaratmayı başarmış bile.
    
İrem beni bu proje hakkında bilgilendirdiğinde twitter üzerinden yazışıyorduk.Seve seve dahil olabileceğimi elimden geldiği her kanalda konuyu yayacağım konusunda kendisine destek verebileceğimi ilettim.Bu aslında toplu bir hareket bir çok blog bu gün bu ortak yazıyı paylaşacak ve otizm adına farkındalık yaratmaya çalışacak sende çorbada benimde tuzum olsun diyorsan  oku "
Şimdi söz İrem'de :



    Nisan… Aylardan bahar. Havada baharın müjdecisi kokular, yavaş yavaş açan çiçekler, cıvıltıları ile hayatımıza neşe katan kuşlar, güneşin sıcak ışığına kavuşan dünya. Nisan, ruhumuzu aydınlık günlerde ferahlattığımız ay.

   Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM.

   2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.

    Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne 8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin, şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi biliyorum.






  Otizm, doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor.

   Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor.

   Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2 milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz.

   Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli adım.

Eğer çocuğunuz;

  • Ø  Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
  • Ø  İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
  • Ø  Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
  • Ø  Gözleri sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
  • Ø  Anlamsız gülme veya ağlama krizleri varsa,
  • Ø  Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
  • Ø  Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
  • Ø  Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi) varsa,
  • Ø  Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları varsa,
  • Ø  Günlük yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum sağlayamıyorsa,
  • Ø  Kendisine ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,

      vakit kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor.

    Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor.

    Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı bulmak.

   Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor.

  Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor. Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor. Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli fark;  erken tanı ve erken bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir kısmını aşmaları.

  Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık hikayelerinden ibaret.  Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim!

    Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin omzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri gerekiyor.




  Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim! O’nunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması, ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek için… yıllarca sabırla bekledim. 

    Biz ikimiz,  çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok!

     Son 8 yılda ailemiz haline gelen otizm topluluğunun içindeki her otizmli çocuk benim de çocuğum, otizmli anne-babalar ise yoldaşım. Onlardan sadece biri olarak diyorum ki, gündelik hayatın içinde karşılaştığınız ağlayan bir çocuğu yargılayıp, annesine laf etmeden önce bir an düşünün. Çocuğunuzun sınıfında otizmli bir çocuğun da olmasının, farklılıkları yaşayarak öğrenecek kendi çocuğunuza da faydası olacağını lütfen unutmayın.

    Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek… Eğer siz de “Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!” diyorsanız,  otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün J 

Çünkü her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder!
Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun!

M. İrem Afşin
Nazım Özgün’ün Annesi
Gönüllü Otizm Aktivisti

OTİZMİ FARK ET, YAŞAMI PAYLAŞ! Kampanyası:
Otizmi fark et, fark ettir! Farkında olman yetmez, yaşamı paylaş! Yaşamı paylaşmak, sorunları paylaşmaktır. Ayrımcılık yapma, otizmliye engel yaratma!
#otizmifarketyasamipaylas http://youtu.be/O-xTwfFbGoo


Üstlerinin yapılışını bloğumda yayınlamış olduğum

Marshmallowdan Şeker Hamuru..nu kullandım..


Kurabiye için malzemeler..
Bir paketten biraz az oda sıcaklığında margarin
1 paket vanilya
3 kaşık pudra şekeri ( üzerine şeker hamuru koyduğum için kurabiyenin şekerini az koydum)
Alabildiği kadar un ve kırmızı gıda boyası

Güzelce tüm malzemeleri yoğurup 160 derecede yakmadan pişirdim..
 şeker hamurunu merdaneyle açıp kalp kalıpla şekil verdim ve kurabiyeleri ballı su ile ıslatıp şeker hamurunu üstlerine yapıştırdım..
Bu kadar..Biraz oyalayıcıydı fakat sonucu memnun etti..Sevgiler...





Bir etkinlik başlatmak istiyorum sevgili bloggerlar,
Bu etkinliği başlatma isteğimde şuradan doğdu.
Blog hayatına önce okuyarak başladım uzun sürede okudum,sonra Sevgi'nin  (Diloş'un Ayak İzleri) teşvikleri ve yardımları sayesinde bloğumu oluşturdum.İlk başlar yardım alarak gitsemde zamanla blogger'ın kolay kullanılırlığı ve yeni kumanda paneli netteki yeni uğraşım oldu.Sonrasında bloğum bir başka Sevgi (Değmesin Yağlı Boya) ile daha güzelleşti anlamlandı.Şüphesiz ki bloğumu en anlamlı hale getiren kızımla yaşadığım deneyimler anılar ve paha biçilemez anlar.
Ben kategorileştirirsek eğer "Anne-Çocuk" bloğu sınıfına daha yakınım,hayata dair herşeyi paylaşıyorum belki ama amacım kızıma ileride okuyacağı elektronik bir günlük verebilmek..
Benim gibi olan daha çok anneyle tanışmak,deneyimlerimizi paylaşmak,daha deneyimli olanlardan ders almak vs gibi bir sürü yan amacım var aslında blog yazarken.
Daha önce gerek blog olarak gerekse facebook,twitter gibi ağlarda bir çok oluşum oldu ama ben sadece anne-çocuk bloğu tutan kişilerin toplandığı bir oluşuma rastlamadım.
diye başlamıştı herşey......


Huuuu huuuu  haberin yoksa hatırlatayım dedim.Anne ve Çocuk blogları birleşiyor etkinliğini başlatmış bulunuyorum..

Sende, ben her telden çalarım ama en çok "Anne ve Çocuk" bloğuyum diyorsan bize katıl.Hem yeni "Anne ve Çocuk" bloğu yazarı ile tanış hemde tanıştır.

Peki bu iş nasıl olacak anlatayım:

İsteyenler blog tanıtımları ile ilgileri içlerinden gelen bir yazı yazacaklar.
Bende bunu bloğumda Anne ve Çocuk Blogları etiketi ile yayınlayacağım.
Bu etkinliğe katılan tüm bloggerların bloğunda yukarıda ki resimin küçük hali görünen bir yerde duracak ve "Anne ve Çocuk" bloğu etkinliği etiketine bağlantı yapılacak böylece o resme tıklandığında bloğumda yayınladığım tüm anne ve çocuk bloglarına ulaşılacak.



Katılmak isteyenler daha önce yazmıştı ama ben buna ancak fırsat bulabildim.Katılmak isteyen ama sadece facebook sayfası olanlarıda aramıza bekleriz.Eğer sende katılmak istiyorsan yorumlara mail adresini,sayfa/blog linkini bırak yeter,gerisi gelecek...



İlk etkinliğime desteklerinizi bekliyorum.Anne ve Çocuk bloğu olmayanlarda duyurursa sevinirim....


Ne dersiniz,var mısınız?


DUYURU: Yarın Çaçaron Blog karşınızda olacak ...




Merhaba,

Pasta için Lina'nın ve benim bu aralar en sevdiğimiz karakter olan Hello Kitty temasını belirledik sonrasında pastamız için kalıp aldık (24 tl) ,sonra hazır şeker hamurlarından aldık (her rengi mevcut ) evde yapmak kolay olmadığı ve hazırları harika olduğu için kendim yapmayı tercih etmiyorum.Daha sonrasında pastamızı açabilmek için özel merdane ve pastamızın altına koymak için pasta altı kartonu edindik.Pandispanya için özel un karışımı ve pastacı kreması (krem pattiserie) aldık.Ayrıca aklınıza gelebilecek pastacılığa ait her türlü iş kolaylaştırıcı ekipman burada mecvut (Bu yazdıklarımın herhangi bir reklam amacı yoktur,tamamiyle benim gibi acemi kişilere yol göstermesi amacı ile yazılmıştır)

Ve geçelim pastamızın yapımına:

Öncelikle pastanın altına koyacağım pasta altını,pastamızın rengine uysun diye parlak kap kağıdı ile kapladım.

Devamı için TIK TIK 

MARI themes

Blogger tarafından desteklenmektedir.